ana ekran buna denir endikator

21/7/2008 · Kategori: anaekran


 
1987  TARİHLİ TABLO  BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR

12 06 1987 
672,7 TL
dolar kuru 1987

ihracaatta vergi iadesi
% 6.5
43.77 TL

KKDP

( KAYNAK KULLANIMI
DESTEKLEME PİRİMİ)
% 4.0
26.9 TL

kurumlar vergisi istinası
% 9.0
61.9 TL

ihracaat dövizini kullanma hakkı
% 10.0
67.3 TL

ithalatta döviz tahsisi
% 7.5
50.5 TL

NONMAL İHRACAATÇI İÇİN 1 DOLARLIK
İHRACAATTAN SAĞLANAN GELİR
%   ----
945.0 TL

BÜYÜK İHRACAATÇIYA MUNZAM VERGİ İADESİ
% 6.0
  40.6 TL

BÜYÜK İHRACAATÇININ  1  DOLARLIK
İHRACAATTAN SAĞLADIĞI GELİR
% -----
986.3 TL

BİR (  1  )    İHRACAAT DOLARINDAN
SAĞLANAN TOPLAM GELİR
1987  TARİHLİ TABLO
03  KASIM 2002  YE KADAR OLAN SÜRE

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

bloglarda para, kazanma aldatmacasi

16/2/2008 · Kategori: anaekran


bloglarda para kazanma aldatmacası

 yeni saadet zinciri !!!

 " nternet kimseye kazandırmaz, herkese kazandırır."

 bu hâkikat nasıl örtülebilir.
kapitalist zihniyetin açmazı yaşanıyor.

bu zihniyet yenilgiyi kabül etmemekte çırpınıyor.

 lâkin yolu yok. çöktün oluumm .))))

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

bilinen

8/2/2008 · Kategori: anaekran

bilinen

puhahahaha bilinen,kabul edilen,lakin savunulamayan

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Murat Belge Hrant Dink cinayeti

19/1/2008 · Kategori: anaekran


Murat Belge Hrant Dink cinayeti


Murat Belge


19/01/2008 (3105 kişi okudu)



Hrant'ın 'bir kısım' katillerinin davası yürüdükçe, yeni birtakım bilgi kırıntıları ortalığa dökülüyor. 'Kırıntı' diyorum, çünkü bilgiler, asıl bilgiler, göz önünden uzaklaştırılıp sıkı sıkı saklanmış. Onun için yalnız böyle kırıntılar görülebiliyor; onları da bir araya getirip tam bir resim oluşturmak mümkün olmuyor. Bugün Radikal'de olsun, Taraf'ta olsun, daha çok İğci'nin ifadelerinden çıkan bazı önemli soru işaretleri üstünde duruluyordu. Hürriyet'te ise buna bağlı bir başka davadaki dosyadan çıkan, İstanbul'da dört kişinin Hrant'ın eviyle Agos çevresinde keşif yaptığı iddiasına yer verilmişti.
Dediğim gibi, zaten her biri belirsizlikler içeren bu kopuk parçalardan tam bir resim oluşmuyor; ama gene de, oluşan bir şey var: olayın mümkün olduğu kadarını örtbas etme yolunda bir çaba olduğu yeterince açık bir şekilde görülebiliyor.
Bunun çok yeterli bir çaba olduğu kanısında da değilim. Zaten öyle olsa, değindiğimiz bu kırıntılar da ortaya saçılmazdı. Tabii tamamen tahmine dayanarak söyleyebildiğim şey, AKP'nin iktidar olmasıyla başlayan süreçte, demokrasi düşmanlarının seçmek zorunda kaldıkları stratejinin, bu türlü zaafları da kaçınılmaz hale getirmiş olmasıdır. Bu sözü şöyle açayım: bu iktidara, AB ile bütünleşme veya yakınlaşmaya karşı 'aşağıdan yukarıya' bir tepki olduğu görüntüsünü yaratma ihtiyacı (aynı zamanda böyle bir amaç için devletin organlarını seferber etmenin imkânsızlığı), profesyonellikten uzak, Hayal, Samast vb. kişilerle çalışmayı gerektiriyordu. Böyle olunca da işin ve bilgisinin dağılması, orada burada acemilikten ileri gelen acemilikler yapılması, açıklar, ipuçları verilmesi kolaylaşıyordu. Yukarıda 'bilgi kırıntısı' dediğim şeyler, işte bunlar. Bunları bütüne gidecek ipuçları olarak değerlendirmek gerekiyor. Ama 'ipucu', onu çekerek yumağı açma imkânı bulunduğu ölçüde anlamlıdır. Şu durumda, olayı örtbas etmek zorunda olan güçler, bu iplerin çekilmesini ve yumağın açılmasını da engelleyebiliyorlar. Buna güçleri yetiyor. Çünkü ne yazık ki Türkiye'de, bu gibi olayları aydınlatmakla yükümlü kurumların kurumsal refleksleri ve içgüdüleri, aydınlatmaktan çok örtbas etme yönünde koşullanmış. Böyle olduğunu, başta Susurluk kamyonu, nice olayda gördük ve yaşadık. Bir olay bir yanından açık verip bilinmemesi gerekenler bilinir hale gelmeye başlayınca, birileri hemen bir çizgi çekiyor, gizlenmesi artık mümkün olmayanları feda ediyor (onların işi yukarı sıçratmasına da bir biçimde engel olarak), ama çizginin öbür yanına geçmeyi de mümkün olmaktan çıkarıyorlar.
Hrant'ın öldürülmesi, bu dönemin en ciddi olaylarından biridir ve hükümeti, yalnızca 'adaleti sağlamak' gibi idealler çerçevesinde değil, doğrudan doğruya kendi selametini sağlamak açısından da ilgilendirir.
Bu bakımdan, bu olayı aydınlatmak üzere, bir 'Meclis Araştırma Komisyonu' kurulmasının yerinde bir uygulama olacağını düşünmüyorum. Geçmişte böyle kurallar kurmayı, işletmeyi de denemedik değil. Sonuçta oralardan da kaydadeğer sonuç alınmadı. Gene de, bu olayda (ve benzerlerinde, örneğin 'Danıştay cinayeti'nde), 'örtbas etme tedbirleri' de çok fazla sağlam görünmüyor. Olayı gerçekten çözme iradesiyle işe girilirse önemli sonuçlar alınabileceği kanısındayım -kararlılık göstermenin önemi de cabası.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Ulus-devletin miadı doldu.

19/1/2008 · Kategori: anaekran

Ulus-devletin miadı doldu.


Ulus-devletin miadı doldu
Westphalia barışının 17. yüzyıldaki dini savaşları kilise-devlet


ayrımıyla bitirdiği gibi, devletle ulusun ayrılması da 20. yüzyıldaki


korkunçluklara yanıt verebilir.


Ulus-devlet çözümlerine boyun eğmeyen küresel sorunların,


kozmopolit devlet sistemiyle önlenmesi mümkün



19/01/2008 (959 kişi okudu)



Ulrich Beck 




Avrupa'nın ayakta kalan son gerçekçi siyasal ütopyası Avrupa'dır. Ancak bu Avrupa'nın da iyi anlaşılması ve kavramsallaştırılması gerekiyor. Tarihsel açıdan eşsiz olan bu uluslararası topluluk, metodolojik milliyetçiliğin deli gömleğiyle kıstırılmış siyaset ve devlete dair geleneksel terimleriyle açıklanamaz. Kozmopolit Avrupa'yı anlamak istiyorsak, toplumsal ve siyasal analize ilişkin uzlaşımsal kategorileri radikal biçimde yeniden ele almak zorudayız.



Tıpkı Westphalia barışının 17. yüzyılın dini nitelikli iç savaşları kiliseyle devlet ayrımı yoluna giderek sona erdirmesi gibi, devletle ulusun ayrışması da 20. yüzyılda yaşanan korkunçluklara verilecek uygun yanıt. Laik devletin farklı dinlerin ifasını mümkün kılması gibi, kozmopolit Avrupa da ulusal sınırların ötesinde farklı etnik, dini ve siyasi hayat formlarının birlikteliğini, kozmopolit hoşgörü ilkesine dayanarak garanti etmeli.

Avrupa böyle bir sıçrama yapmıştı



Sıkça karşılaşılan bir soru var: Britanya bu kadar hoşnutsuzsa niye AB'den ayrılmıyor? Çünkü kendi ulusal çıkarlarını takip ediyor. Bir anlığına Britanya'nın Avrupa karşıtı söylemine göre hareket edip AB'ye sırtını döndüğünü düşünün. Neler olurdu? Avrupa rahatlardı. Britanya'ysa yükselen denizde kaybolan bir ada haline gelirdi. Bu yüzden Britanya ve başka yerlerde Avrupa'ya şüpheyle bakanlar yanılıyor. Dünyadaki yerlerini yanlış algılayan AB ülkerinden kaynaklanan çelişkilere saplanıp kalmışlar.
Kozmopolit Avrupa bilinçli biçimde 2. Dünya Savaşı'ndan sonra milliyetçi Avrupa'ya ve onun yol açtığı fiziksel ve ahlaki yıkıma karşı siyasi antitez olarak tasarlanıp uygulamaya konuldu. 1946'da mahvolmuş bir kıtanın yıkıntıları arasında dikilen Churchill tam da bu anlayışla "Avrupa daha önceden birleşmiş olsaydı, 400 milyon insanının keyfini süreceği mutluluk, refah ve ihtişamın sınırı olmazdı" diye iddia ediyordu.



Nüremberg mahkemesinin savaş hâlâ zihinlerde tazeyken yazılan belgeleri, Avrupa kozmopolitliğinin kurucu belgeleridir. Söz konusu mahkeme ulus-devletin egemenliğinin ötesine giden adli kategoriler ve yargılama prosedürleri yarattı. Burada getirilen ne yeni bir yasa, ne de yeni bir adli ilke değil, uluslararası hukukun daha önceki ulus-devlet mantığını kıran yeni bir adli zihniyetti. İnsanlığa karşı suç kavramı devrimsel niteliktedir. 6-c maddesindeki tanımıysa şöyledir: "İnsanlığa karşı suçlar; yani herhangi bir sivil nüfusa karşı, savaştan önce veya savaş sırasında girişilen cinayet, imha, köleleştirme, sürme ve diğer insanlık dışı eylemler veya suçun gerçekleştiği ülkenin yerel yasalarını ihlal edip etmediğine bakmaksızın mahkemenin yargı yetkisi dahiline giren herhangi bir suçu işleyen ya da bununla bağlantılı olan siyasi, ırkçı ve dini mezalimler".



Buradaki ilk önemli ifade 'savaştan önce ve savaş sırasında' şeklinde olanı. İnsanlığa karşı suçları savaş suçlarından ayıran unsur bu, yani savaş olmayabilir de. İkincisiyse bu tarz suçların, 'suçun gerçekleştiği ülkenin yasalarını ihlal edip etmediğine bakmaksızın' var olması. Ulus merkezli adli kavramlardan bu kopuş zorunluydu çünkü Nazi Almanyası'nın kanunlarına göre Yahudilere yönelik zulüm yasaldı ve savaş başlamadan önce meydana gelmişti. Söz konusu iki ifade her şeyi değiştirdi. Tüm faillere ulusal yasal bağlamın ötesinde, uluslar topluluğunun bünyesinde de geçerli bir bireysel sorumluluk yükledi. Yani devlet suçluysa, ona hizmet eden birey de eylemleri nedeniyle uluslararası bir mahkemede suçlanıp cezaya çarptırılmalı.


Sömürgeci, milliyetçi ve soykırımcı dehşeti doğuran gelenekler açıkça Avrupa kökenliydi. Ancak bu tür eylemlerin dünya önünde kınanıp cezalandırıldığı yeni yasal standartlar da yine Avrupalı. Tarihinin söz konusu şekillendirici anında Avrupa tarihsel açıdan yeni bir şey ortaya koymak için geleneklerini seferber etti. 'Öteki'nin insanlığının tanınması fikrini aldı ve onu tarihsel açıdan yeni bir karşı-mantığın temeli haline getirdi. Bu mantığı Avrupa geleneğinin etnik sapkınlığını etkisizleştirmek için özellikle tasarladı ki, söz konusu sapkınlıktan büyük ölçüde Avrupa modernleşmesinin ulus merkezli formu sorumlu. Buradaki yeni mantıksa Avrupa için yeni bir Avrupalı panzehir üretme girişimiydi.
Ulusal düşünce sınıflandırmaları Avrupa düşüncesini imkânsız kılıyor. Ulusal bakışa göre güncel Avrupa siyasetini ve bütünleşmesini okumak için sadece iki yol var. Baktıklarında ya federal süper-devlete uzanan federalizmi ya da devletler federasyonuna giden 'hükümetlerarasılığı' görüyorlar. İkisi de ampirik açıdan yetersiz. Hem günümüz Avrupası'na hem de onu oluşturan uluslara dair esas mevzuları kavramakta başarısızlar. Ayrıca derinlemesine yapısal bir manada Avrupa'ya karşıtlar. Başarmaya en çok değen amacı, yani farklılıklar içindeki bir Avrupa'yı, farklılığın serpilmesine yardımcı olan bir Avrupa'yı yadsıyorlar.



Sorun listesi göz korkutucu


Devletler federasyonu da federal süper-devlet de aynı sıfır toplamlı oyunu farklı açılardan tarif ediyor. Ya tek bir Avrupa devleti (federalizm) var ki bu durumda üye ülkeler olmuyor ya da ulusal üye ülkelerin Avrupa'nın yöneticileri olarak kaldığı bir durum (hükümetlerarasılık) var, ki o zaman da Avrupa kalmıyor. Bu bakış açısı çerçevesinde Avrupa ne kadar kazanırsa, uluslar o kadar kaybediyor. Seçeneklerden birini benimsediğinizde de yine aynı şey geçerli. Milliyetçi anlayışın yanlış alternatiflerine saplanmışken, sunulan iki seçenekte de Avrupa yok.


Ulus-devletin düşüşü gerçekten de devletin ulusal içeriğinin düşüşünü ve günümüzde her ulusun karşılaştığı sorunları halletmeye daha uygun kozmopolit devlet sistemleri yaratmak için bir fırsat. Küreselleşme, ulusaşırı terörizm, küresel ısınma, tanıdık ve göz korkutucu. Eski ulus-devlet düzeninin gücünün yetmeyeceği bir sürü sorun var. Her tarafta beliren ve ulus-devlet çözümlerine boyun eğmeyi reddeden küresel sorunlara verilecek cevap siyasetin ulus-devlet düzeninden kozmopolit devlet sistemine doğru kuantum sıçraması gerçekleştirmesidir. Gerçek çözümler üretebilmesi için siyasetin yeniden inandırıcılık kazanması gerekiyor.



Yine de en iyi örnek Avrupa


Avrupa bu adımın mümkün olduğunu dünyanın herhangi bir yerine kıyasla daha iyi gösteriyor. Modern dünyaya, devletlerin ve devlet sistemlerinin evriminin sonuna gelmediğini öğretiyor. Ulusal reelpolitika hem Avrupa'da hem de dünyanın kalanında reel olmaktan çıkıyor; bir kaybet-kaybet oyununa dönüşüyor.


Avrupalılaşma yeni politikalar yaratmak demek. Meta-iktidar oyuna dahil olmak, küresel düzenin kurallarını oluşturma mücadelesine girmek demek. Geleceğe dair parola belki de şöyle olabilir: Geri çekil Amerika, Avrupa döndü.



(Ludwig-Maximilian Üniversitesi ve London School of Economics'de sosyoloji profesörü, 15 Ocak 2008)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »

http://blomedya.deriz.biz

"Yalnız işsiz olanlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da başıboştur." Sokrates hayâl gücü bilgi'den daha önemlidir.

il il nufus