Hrant Dink cinayeti
Murat Belge
19/01/2008 (3105 kişi okudu)
Hrant'ın 'bir kısım' katillerinin davası
yürüdükçe, yeni birtakım bilgi kırıntıları ortalığa dökülüyor.
'Kırıntı' diyorum, çünkü bilgiler, asıl bilgiler, göz önünden
uzaklaştırılıp sıkı sıkı saklanmış. Onun için yalnız böyle kırıntılar
görülebiliyor; onları da bir araya getirip tam bir resim oluşturmak
mümkün olmuyor. Bugün Radikal'de olsun, Taraf'ta olsun, daha çok
İğci'nin ifadelerinden çıkan bazı önemli soru işaretleri üstünde
duruluyordu. Hürriyet'te ise buna bağlı bir başka davadaki dosyadan
çıkan, İstanbul'da dört kişinin Hrant'ın eviyle Agos çevresinde keşif
yaptığı iddiasına yer verilmişti.
Dediğim gibi, zaten her biri belirsizlikler içeren bu kopuk
parçalardan tam bir resim oluşmuyor; ama gene de, oluşan bir şey var:
olayın mümkün olduğu kadarını örtbas etme yolunda bir çaba olduğu
yeterince açık bir şekilde görülebiliyor.
Bunun çok yeterli bir çaba olduğu kanısında da değilim. Zaten öyle
olsa, değindiğimiz bu kırıntılar da ortaya saçılmazdı. Tabii tamamen
tahmine dayanarak söyleyebildiğim şey, AKP'nin iktidar olmasıyla
başlayan süreçte, demokrasi düşmanlarının seçmek zorunda kaldıkları
stratejinin, bu türlü zaafları da kaçınılmaz hale getirmiş olmasıdır.
Bu sözü şöyle açayım: bu iktidara, AB ile bütünleşme veya yakınlaşmaya
karşı 'aşağıdan yukarıya' bir tepki olduğu görüntüsünü yaratma ihtiyacı
(aynı zamanda böyle bir amaç için devletin organlarını seferber etmenin
imkânsızlığı), profesyonellikten uzak, Hayal, Samast vb. kişilerle
çalışmayı gerektiriyordu. Böyle olunca da işin ve bilgisinin dağılması,
orada burada acemilikten ileri gelen acemilikler yapılması, açıklar,
ipuçları verilmesi kolaylaşıyordu. Yukarıda 'bilgi kırıntısı' dediğim
şeyler, işte bunlar. Bunları bütüne gidecek ipuçları olarak
değerlendirmek gerekiyor. Ama 'ipucu', onu çekerek yumağı açma imkânı
bulunduğu ölçüde anlamlıdır. Şu durumda, olayı örtbas etmek zorunda
olan güçler, bu iplerin çekilmesini ve yumağın açılmasını da
engelleyebiliyorlar. Buna güçleri yetiyor. Çünkü ne yazık ki
Türkiye'de, bu gibi olayları aydınlatmakla yükümlü kurumların kurumsal
refleksleri ve içgüdüleri, aydınlatmaktan çok örtbas etme yönünde
koşullanmış. Böyle olduğunu, başta Susurluk kamyonu, nice olayda gördük
ve yaşadık. Bir olay bir yanından açık verip bilinmemesi gerekenler
bilinir hale gelmeye başlayınca, birileri hemen bir çizgi çekiyor,
gizlenmesi artık mümkün olmayanları feda ediyor (onların işi yukarı
sıçratmasına da bir biçimde engel olarak), ama çizginin öbür yanına
geçmeyi de mümkün olmaktan çıkarıyorlar.
Hrant'ın öldürülmesi, bu dönemin en ciddi olaylarından biridir ve
hükümeti, yalnızca 'adaleti sağlamak' gibi idealler çerçevesinde değil,
doğrudan doğruya kendi selametini sağlamak açısından da ilgilendirir.
Bu bakımdan, bu olayı aydınlatmak üzere, bir 'Meclis Araştırma
Komisyonu' kurulmasının yerinde bir uygulama olacağını düşünmüyorum.
Geçmişte böyle kurallar kurmayı, işletmeyi de denemedik değil. Sonuçta
oralardan da kaydadeğer sonuç alınmadı. Gene de, bu olayda (ve
benzerlerinde, örneğin 'Danıştay cinayeti'nde), 'örtbas etme
tedbirleri' de çok fazla sağlam görünmüyor. Olayı gerçekten çözme
iradesiyle işe girilirse önemli sonuçlar alınabileceği kanısındayım
-kararlılık göstermenin önemi de cabası. |